Lüzumsuz Adam

Lüzumsuz adam


Hiç korkmasınlar,
zil takıp oynayacak değilim.
Üstlerine çıkıp tepinmeyeceğim.

Bu yazının başlığının


"Düdük makarnaları,
beni hatırladınız mı?"
olacağını
aylar öncesinden söylemiştim,
aha sözümden döndüm.
Onlara acıdım.
Sözkonusu kişileri,
zavallılıklarıya
başbaşa bırakıyorum.
Şimdi kimisi
zeytinyağı gibi
üste çıkmaya çalışıyor
(huylarıdır),
kimisi hiçbir şey olmamış havasında
kuyruğu dik tutma derdinde
(sanki kaç yıldır başka
bir şey yapıyorlar
),
kimisi günah keçisi arıyor,
kimisi işinden kovulma korkusunda,
kimisi hep yaptığı gibi gene CHP'yi
"kurtarmaya" çalışıyor.
Kurtaramazlar.
Burada
"elini atsa
sakalını bulamayan
derbeder
,
kendine hayırı olmayan
gariban
,
becerip de kendi
oyunu kullanamayan
zavallı mı halktan
oy isteyecek
"


edebiyatını Internet geyikçisi gençlere bırakalım...
Biz gülmekten yorulduk,
çenemize ağrı girdi,
isteyen doya doya sürdürsün.
"Yirmi birinci yüzyılda CHP'ye gerek var mı?"
sorusunu sormaya kimse cesaret edemiyor!
Efendim işte demokratik açıdan güçlü muhalefet lazım,
falan filan...
Bu partinin niçin
"şöyle doğru dürüst bir lider" bulup
çıkaramadığından yakınıyorlar.

Aynı endişe, CHP'nin "kan kardeşi"
MHP çevrelerinde de var,
"nerede
şöyle Türkeş gibi
bir başbuğ"
yakınmaları...
Çıkmaz, çıkamaz.

Çünkü böyle bir "ihtiyaç" yoktur toplumda.
1919 yılında bir kurtarıcıya ihtiyaç olduğu için
toplum bir önder doğurmuştur.
Yetmişli yıllarda ülkeyi
"12 Mart havasından çıkaracak" bir politikacıya
ihtiyaç duyulduğu için Ecevit öne çıkmıştır.
(Bir çuval inciri berbat etmiştir, o ayrı.)
Türkiye,
şimdi ve bundan böyle

Bayar-Menderes-Demirel-Özal çizgisinde
yürümek istiyor.

Bürokrasi
tarafından yönetilmek
istemiyor.


"Başında memur"
istemiyor yani.
(Laf aramızda, hiçbir zaman da istememişti,
berikiler de hep "sopayla" geldiler.
)
Onları da, Osman Ulagay'ın deyimiyle
"aşacak" bir öndere ihtiyacı vardı, buldu.
Bürokrasi kuyrukçularından
"Erdoğan'ı da aşacak"
bir lider çıkmaz, çıkamaz.
Ulagay boş konuşmaktadır.
Ne Kılıçdaroğlu,
ne Baykaloğlu,
ne onun bunun oğlu
kurtarabilir CHP'yi...
Ne Mustafa Sarıgül,
ne Mahsun Kırmızıgül,
ne Yılmaz Morgül...
(Kılıçdaroğlu dedikleri adam da,
alt tarafı, Alevi oylarının kaçmaması için
"iyi sıhhatte olsunlar"
tarafından bulunmuş
ve zorla koltuğa oturtulmuş bir

"çakma başkan", o kadar...
)
Fakat
"batı kıyılarından" da korktular ki,
Dersim'in Kureyşani aşiretinden
bir Kürt Alevisi'ni,

Horasan'dan gelmiş
Kayı boyundan katıksız
Türk
diye pazarladılar!)


Kurtaramaz,

çünkü "kurtulmaması" gerekmektedir.
"Tarihi misyonunu" tamamlamış,
büyük başarıların yanısıra
çok büyük hatalara da imza atmış,
devrini bitirmiştir.
Bir vali,
"CHP'nin
1950 yılında kapatılması
gerekirdi"

derken aslında bunu demek istemişti,
lafı düzeltmeyi beceremedi,
kötü söyledi,
adamın üstüne çullandılar.
Bürokrasinin altı yüz yıllık
"hâkimiyeti"
bitmektedir, siz isterseniz
"vesayet" deyiniz,
aynı kapıya çıkar.
Türkiye artık
"o kabuktan" çıkmıştır.
Bu büyük bir devrimdir.
Türkiye için
asıl devrim budur ve
1930,
1950,
1965,
1983
peşrevlerinden,
denemelerinden sonra
asıl şimdi başlamıştır.
Ama elbette siyaset sahnesinde
bir "aksesuar" olarak CHP kalacaktır.

Fransa'da devrimden iki yüz yirmi yıl sonra bile
kralcılar yok mudur? Neredeyse, hayatının son yıllarında
Bodrum'da turistlerle resim çektiren rahmetli Zeki Müren gibi,
bizimkiler de "anı" ve "renk" olacaklardır.
Müzayedelerdeki sararmış kitaplar,
müzelerdeki solmuş eski zaman elbiseleri gibi...
Made in Çalı

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !